Türkiye’de Gençlik Çeteleri ve Erken Yaş Şiddeti: Yapısal, Kültürel ve Psikososyal Bir Krizin Derin Analizi

Giriş

Türkiye’de son yıllarda gençler arasında artan şiddet vakaları, kamuoyunda “yeni nesil çeteler” olarak adlandırılan oluşumlarla birlikte daha görünür hale gelmiştir. Özellikle büyükşehirlerin bazı mahallelerinde ergenlik çağındaki çocukların organize biçimde hareket ederek daha küçük yaştaki çocuklara yönelik fiziksel ve psikolojik şiddet uyguladığı; bıçaklı ve silahlı olaylara karıştığı; mahalle ölçeğinde korku iklimi oluşturduğu gözlemlenmektedir.

Basına yansıyan vakalar — İstanbul Güngören’de 17 yaşındaki Atlas Çağlayan’ın öldürülmesi, Kadıköy’de 14 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi’nin yaşıtları tarafından bıçaklanması, Sarıyer’de Emir Koçhan’ın grup saldırısıyla hayatını kaybetmesi — gençler arası şiddetin ölümcül boyutlara ulaştığını göstermektedir. Bu vakalar münferit olaylar olarak görülemez; aksine, erken yaşta şiddetin normlaşmasına işaret eden yapısal bir dönüşümün göstergeleridir.

Resmî istatistikler de bu tabloyu desteklemektedir. Türkiye’de her yıl yüz binlerce çocuk “suça sürüklenen çocuk” kategorisinde adli kayıtlara geçmektedir. Bu durum yalnızca bireysel suçluluk meselesi değil; sosyal bütünleşme krizinin bir tezahürüdür.


Kavramsal Çerçeve: “Suça Sürüklenen Çocuk” ve Yapısal Şiddet

Türk hukuk sisteminde çocuklar “suçlu çocuk” değil, “suça sürüklenen çocuk” olarak tanımlanır. Bu kavram, failin aynı zamanda mağdur olabileceği gerçeğini kabul eder. Dolayısıyla mesele, salt bireysel irade ve ahlaki zayıflık üzerinden değerlendirilemez.

Gençlik çeteleri bağlamında ortaya çıkan şiddet, üç katmanlı bir analiz gerektirir:

  1. Yapısal düzey (ekonomik eşitsizlik, kentleşme, eğitim sistemi)
  2. Kültürel düzey (erkeklik kodları, güç algısı, medya temsilleri)
  3. Psikososyal düzey (aidiyet ihtiyacı, travma, kimlik inşası)

Bu katmanlar bir araya geldiğinde, erken yaşta şiddetin neden bazı mahallelerde daha yoğun görüldüğü anlaşılabilir hale gelir.


1. Sosyoekonomik Faktörler ve Mekânsal Ayrışma

Türkiye’de hızlı kentleşme, düzensiz göç ve gelir eşitsizliği, bazı mahalleleri sosyoekonomik olarak kırılgan hale getirmiştir. İşsizlik oranlarının yüksek olduğu, eğitim ve sosyal hizmetlere erişimin sınırlı kaldığı bölgelerde gençlerin alternatif güç ve gelir alanlarına yönelme ihtimali artmaktadır.

Çete yapıları bu bağlamda iki işlev görür:

  • Ekonomik alternatif (küçük çaplı suç ekonomisi)
  • Sosyal statü üretimi

“Kolay para”, “mahalle kontrolü” ve “korku üzerinden saygı” üretimi, gençler için sembolik bir güç alanı oluşturur. Bu durum özellikle erkek çocuklar arasında hegemonik erkeklik kodlarıyla birleşerek şiddeti meşrulaştıran bir zemin yaratır.


2. Aidiyet Krizi ve Kimlik İnşası

Ergenlik dönemi, bireyin kimliğini inşa ettiği kritik bir evredir. Aile bağlarının zayıfladığı, okul başarısının düşük olduğu ve sosyal destek mekanizmalarının yetersiz kaldığı durumlarda gençler alternatif aidiyet ağlarına yönelir.

Çete yapıları:

  • Hiyerarşik düzen sunar
  • Koruma vaadi verir
  • Kimlik ve rol tanımlar
  • “Abi” figürü üzerinden otorite üretir

Bu yapı içinde genç birey, görünürlük ve güç kazanma hissi yaşar. Ancak bu güç, çoğu zaman daha küçük yaştaki çocuklara yöneltilen baskı ve şiddet üzerinden üretilir. Böylece mağduriyet zincirleme biçimde yeniden üretilir.


3. Dijital Kültür ve Şiddetin Normalleşmesi

Sosyal medya, gençlik kültürünün önemli bir parçasıdır. Ancak son yıllarda şiddet içerikli paylaşımların artışı, sembolik güç üretimini dijital ortama taşımıştır.

Maskeli fotoğraflar, silah görüntüleri, tehdit videoları ve mahalle temelli rekabet söylemleri; gençler arasında prestij göstergesine dönüşmektedir. Görünürlük, fiziksel güçten daha etkili bir sembolik sermaye haline gelmiştir.

Dijital ortamın sağladığı anonimlik ve hızlı yayılım, şiddetin caydırıcılığını azaltmakta; aksine teşhir yoluyla ödüllendirilmesine neden olmaktadır.


4. Psikolojik Boyut: Travma, Öfke ve Duygusal Regülasyon Eksikliği

Erken yaşta şiddete yönelen çocukların önemli bir kısmının geçmişinde:

  • Aile içi şiddet
  • İhmal
  • Travmatik deneyimler
  • Eğitim sisteminden kopuş

bulunmaktadır. Duygusal regülasyon becerilerinin gelişmemesi, öfkenin fiziksel şiddet yoluyla dışavurumuna zemin hazırlar.

Bu noktada şiddet, yalnızca saldırı değil; bastırılmış çaresizliğin ve değersizlik hissinin dışavurumudur.


5. Kültürel Kodlar ve Erkeklik İnşası

Türkiye’de bazı alt kültürel yapılarda “güçlü erkek” figürü:

  • Korku uyandıran
  • Fiziksel olarak baskın
  • Otoriteye meydan okuyan

şekilde kodlanmaktadır. Bu kültürel kalıplar, genç erkekler arasında erken yaşta şiddeti performatif bir kimlik unsuruna dönüştürebilmektedir.

Bu bağlamda çeteleşme, yalnızca suç örgütlenmesi değil; alternatif bir erkeklik inşa alanı olarak işlev görmektedir.


6. Hukuki ve Politik Boyut

Çocuk adalet sistemi, cezalandırma ile rehabilitasyon arasında denge kurmak zorundadır. Ancak uygulamada:

  • Yetersiz psikososyal destek
  • Rehabilitasyon programlarının sınırlılığı
  • Okul-aile-devlet koordinasyonunun zayıflığı

uzun vadeli çözümü zorlaştırmaktadır.

Salt güvenlikçi yaklaşım, kısa vadede görünürlüğü azaltabilir; fakat yapısal nedenler ortadan kalkmadıkça döngü devam eder.


Güvenlik Sorunundan Öte Bir Toplumsal Bütünleşme Krizi

Türkiye’de gençlik çeteleri ve erken yaş şiddeti, yalnızca asayiş meselesi değildir. Bu olgu:

  • Sosyoekonomik eşitsizliklerin
  • Aidiyet krizinin
  • Kültürel kodların
  • Dijital normlaşmanın
  • Psikososyal destek eksikliğinin

bir araya gelmesiyle oluşan çok katmanlı bir yapısal sorundur.

Çocukların şiddet aracılığıyla güç üretmeye çalıştığı bir toplumda asıl mesele, güvenlik değil; toplumsal bütünleşmedir.

Eğer çocuklar mahallede korku üzerinden kimlik kuruyorsa, bu durum yalnızca onların değil, toplumun geleceğinin de kırılganlaştığını gösterir. Kalıcı çözüm; önleyici sosyal politikalar, mahalle temelli gençlik merkezleri, okul içi psikolojik destek sistemleri ve dijital kültüre yönelik bilinçlendirme programlarının eş zamanlı yürütülmesiyle mümkündür.

Aksi takdirde, bugün “yeni nesil çete” olarak tanımlanan yapıların yarın daha organize ve daha yıkıcı biçimler alması kaçınılmaz olacaktır.