Sessiz Çığlıklar: Türkiye’de Kadına Şiddetin Karanlık Tablosu

Kapıları kilitlediğimiz evler, korunaklı olması gereken sığınaklar… Ne yazık ki günümüz Türkiye’sinde birçok kadın için bu kapıların ardı ölümün uğrak yeri haline geliyor. İçinde yaşadığımız toplumun bir yarısı için artık sıradanlaşan bir istatistik değil, her biri birer insan olan kadınların hayatını kaybettiği trajik olaylar söz konusu.

Son yılların resmi olmayan verilerine göre, 2024’te en az 394 kadın erkekler tarafından öldürüldü, Türkiye tarihinin en yüksek femicide (kadın cinayeti) rakamı olarak kayıtlara geçti. Bu rakam, toplumsal şiddetin korkunç bir göstergesi olurken, bu kadınların çoğunun en yakınındaki erkekler tarafından katledilmiş olması daha da sarsıcı. Verilere göre bu cinayetlerin büyük bir bölümünde fail, eş, eski eş, sevgili ya da aileden bir erkekti ve kadınların çoğu kendi evlerinde öldürüldü.

2025 yılına ilişkin analizlerde de çarpıcı bir tablo var: Yine bir kadın örgütünün raporuna göre, en az 294 kadın erkekler tarafından öldürülürken — sadece “şüpheli ölüm” olarak nitelendirilenlerle birlikte bu sayı daha da yükselebilir. Bu veriler, hâlâ yeterince yüksek olmasına rağmen bazen resmi makamlarca farklı şekilde raporlanıyor; “şüpheli ölüm” olarak sınıflandırılan vakaların bir kısmı hâlen gerçek femicide vakaları olabilir.

Bu kanıksanmış şiddetin ardında sadece rakamlar yok; her yıl yüzlerce kadın hayallerini, gelecek planlarını ve ailelerini geride bırakmak zorunda kalıyor. 2023 yılı verilerine göre en az 315 kadın erkekler tarafından öldürüldü ve 248 kadın şüpheli ölüm olarak kayıtlara geçti.

Kadına yönelik şiddet sadece fiziksel saldırı değil; ekonomik baskı, psikolojik taciz, tecavüz, cinsel ayrımcılık ve sistematik eşitsizliğin bir sonucudur. Bu şiddet biçimlerinin tümü, kadınların özgürce yaşama hakkını, kendi bedenleri ve gelecekleri üzerinde karar verme hakkını hiçe sayıyor.

Toplumda kadınlara yönelik bu artan şiddetin bir diğer boyutu da “normalleşme” süreci… Şiddet olayları günlük haber bültenlerine dâhil olurken, bazı vakalar “şüpheli ölüm” etiketiyle kapatılabiliyor veya adi bir trafik kazası gibi sunulabiliyor. Bu durum hem failin cezasız kalmasına yol açıyor hem de şiddet mağduru kadınların sesinin daha da kısılmasına neden oluyor.

Elbette Türkiye’de bu duruma karşı mücadele eden güçlü bir kadın hareketi var. Kadın örgütleri, platformlar ve aktivistler, hem kamuoyu oluşturmak hem de yasal mekanizmaların güçlenmesi için çalışıyor. Ancak daha fazlasına ihtiyaç var. Kadına yönelik şiddetin durdurulması için:

  • Eğitim sisteminde toplumsal cinsiyet eşitliği kültürünün yerleştirilmesi,
  • Koruyucu hukuki önlemlerin etkin uygulanması,
  • Ceza adalet sisteminde failin caydırıcı şekilde cezalandırılması,
  • Aile içi şiddetin erken fark edilip müdahale edilmesini sağlayacak güçlü mekanizmalar kurulması gerekiyor.

Kadınların hayatlarını kaybedişi sadece birer istatistik değil; toplumun bir kesiminin yaşadığı derin acı, kayıp ve öfkenin ifadesidir. Bir toplum, en savunmasız bireylerinin güvenliğini sağlayamadığında kendi geleceğini de tehlikeye atar. Kadına yönelik şiddetle mücadele etmek, sadece kadınların değil, toplumun tamamının hak ve güvenliğini savunmaktır.

Unutmamalıyız ki her bir kadın; bir evlat, bir kardeş, bir umut ve eşsiz bir yaşamdır. Bu yüzden kadına yönelik şiddetin sona erdirilmesi, sadece bir hedef değil, insanlığın vicdan meselesidir.