Aşk, kazanmakla ilgili değildir.
Aşk, yenilmeyi kabul edebilmektir.
Bir insanın gözlerine bakarken, kendi gururunun yavaş yavaş çözülüşünü izlemektir aşk. İçindeki sertliği bırakmak, savunmalarını indirmek, “ben” dediğin kaleyi sessizce kapatıp “biz”e kapı aralamaktır. Çünkü aşk, en güçlü zannettiğin yerinden kırılmayı göze almaktır.
Yenilmektir aşk.
Ama bir başkasına değil—kendi bencilliğine.
Sevgi dediğimiz şey; birine sahip olmak değil, onun varlığıyla çoğalabilmektir. Onun sesini duyduğunda içindeki kalabalığın susmasıdır. Günün en yorgun anında bile bir mesajla yüzünde beliren o farkında olmadan gelen tebessümdür. Bir insanın adının kalbinde bir ev kurmasıdır.
Aşk; mantığın hesap defterini kapatıp kalbin el yazısına razı olmaktır. Çünkü kalp hep biraz dağınık yazar. Cümleleri eksiktir, noktalaması kusurludur ama samimidir. Aşk tam da o samimiyettir. Kusurlu ama gerçek.
Sevgi, birinin elini tutarken aslında kendi karanlığını da ona emanet etmektir. “Beni en zayıf hâlimle gör” diyebilmektir. Ağladığında utanmamaktır. Kıskandığında saklanmamaktır. Kırıldığında susup gitmek yerine kalıp konuşmayı seçmektir. Çünkü aşk kaçmak değil, kalmaktır.
Aşk, birine “seni seviyorum” demekten çok, “yanındayım” diyebilmektir. Fırtınada omuz olmak, sevinçte gölgeye çekilip onun ışığını izlemek, onun mutluluğundan pay istemeden mutlu olabilmektir. İşte yenilmek budur: Kendi merkezini kaybetmek ama anlamını bulmak.
Sevgi, iki insanın birbirine bakarken dünyayı biraz daha az korkutucu bulmasıdır. El ele verildiğinde hayatın yükünün hafiflemesidir. Birinin kalbine girdiğinde artık yalnız yürümemektir.
Ve en sonunda anlarsın—
Aşk aslında kaybetmek değilmiş.
Aşk, kaybettikçe büyümekmiş.
Gururunu kaybedersin, korkularını kaybedersin, “ben hep haklıyım” ısrarını kaybedersin. Ama yerine ne gelir biliyor musun? Huzur gelir. Anlayış gelir. Şefkat gelir. Bir başkasının kalbinde yer bulmanın o tarifsiz sıcaklığı gelir.
Aşk yenilmektir.
Ama o yenilgi, insanın en onurlu zaferidir.
Çünkü gerçek sevgi; iki yaralı ruhun birbirine ilaç olmayı seçmesidir. Ve insan, en çok sevdiğinde kendini bulur.
Ve bir gün, onun yokluğunun ihtimalini düşündüğünde göğsünde beliren o ince sızı… İşte orada anlarsın aşkın ne demek olduğunu. Çünkü aşk sadece yanında gülmek değildir; onsuz kalma fikrinde bile gözlerinin dolmasıdır. Bir insanın varlığını kaybetme korkusuyla titreyebilmektir.
Aşk, gecenin bir vakti sebepsizce uyanıp onun iyi olup olmadığını merak etmektir. Yan yana otururken bile kalbinin ona doğru yürümeye devam etmesidir. Onun yorgunluğunu yüzünden okuyup, hiçbir şey demeden saçlarını okşamak istemektir.
Sevgi bazen bir çocuğun masumiyetiyle sevmektir. Hesapsız, kitapsız, içinden geldiği gibi… Kırılacağını bile bile kalbini uzatmaktır. “Canım acıyabilir” demeden sarılmaktır. Çünkü bilirsin; gerçek sevgi risk alır. Kırılma ihtimalini göze alır. Ama yine de geri çekilmez.
Aşk, onun gözyaşını kendi gözünden önce silmek istemektir. Üşüdüğünde kendi ceketini vermek, susadığında kendi suyunu uzatmak, yorulduğunda yükünü omzuna almaktır. Ve bütün bunları yaparken bunu bir fedakârlık gibi değil, bir ihtiyaç gibi hissetmektir.
Çünkü aşk; iki kalbin birbirine sığınmasıdır.
Bazen bir bakışta saklıdır bütün cümleler. Kalabalık bir ortamda sadece onun gözlerini aramak, bir gülüşle dünyayı unutmak, bir el sıkışında güven bulmaktır. Aşk, bir insanın adını kalbinde dua gibi taşımaktır.
Ve belki de en çok şudur:
Aşk, birine “gitme” demek yerine, “gidersen bile kalbim seninle” diyebilecek olgunluğa erişmektir.
Yenilmektir aşk…
Ama bu yenilgi diz çöküş değil, kalbin secdesidir.
İnsan sevdiğinde diz çökmez; insan sevdiğinde yumuşar. Sert yanları törpülenir, sesi yumuşar, bakışları derinleşir. İçindeki bütün fazlalıkları bırakır. Sadeleşir. Arınır.
Ve sonunda anlarsın ki aşk, bir başkasında kendini kaybetmek değil; bir başkasıyla kendini yeniden bulmaktır.
Aşk yenilmektir.
Ama o yenilgi, insanı insan yapan en güzel teslimiyettir.